ANA SAYFA           
ARAMIZA KATILANLAR
KAYBETTİKLERİMİZ      
İNSAN MANZARALARI  
HATIRALAR      
DUYURULAR        
SOY AĞACI             
YÜMÜZ İNSANLARI
KÖYDEN FOTOLAR       
ŞENLİK 2006    
KÖY 2006          
KÖY 2008   
ÇEŞİTLİ SİTELER     
ÇAĞŞAKTAKİ KILAMLAR
ARŞİV
YAZIŞMALAR    
 
 

XStat-Homepage

 

 

   

   

cagsaklilar@yahoo.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR TÜR KİŞİLİK ÜZERİNE !...                   

       İngiliz düşünürü T. Hobbes :  “İnsan insanın kurdudur.” der. Bu tespit doğru olsa bile madalyonun sadece birinci yüzüdür. Madalyonun ikinci yüzünü de doğru okumak gerekir. Başkasının  “kurdu” olabilen insan, niçin  aynı zamanda  kendisinin de “kurdu” olmasın?.. 

        Makul bir tarzda düşünce üretip bunları  yazma hakkını kullanma yerine, diğer insanlara saldıran, bir başkasının yanlış düşüncelerini dostça eleştirme yerine, o insanın kişiliğine saldıran; toplumun birliğini savunup koruma yerine bunu bozmaya çalışan, kendinden başka herkesi yanlış gören bir insanın ruhen rahat olması, barış içinde olması, barışı yaşaması mümkün müdür? Bu tür hırçın bir kişilik her şeyden önce kendi kendisini tüketmez mi?  Sizce de “Keskin sirke küpüne zarar verir.” atasözü bu duruma denk düşmez mi?.. 

        Bu tür hırçın insanların dünyasında hoşgörü ve dostluğun yeri yoktur. Bunların gözleri gerçeğe kapalıdır. Makul düşünmeyi beceremezler. Bu kişilik Aynı havayı teneffüs ettiği, yakınlarını ve kapı komşusu insanları bile bir çırpıda harcamaktan çekinmez. Bunlar bırakalım yaşayanları, savunmasız olan ölülere bile saldırmaktan çekinmezler.

         Garip olan taraf ise bu insanların herkesten çok  solcu ve en iyi Alevi geçinmesidir! Ne yazık ki bu tür insanlar bu kültürleri de kirletirler. Çünkü bu iki dünya görüşünü besleyen hümanizm (insancıllık) ile en ufak bir bağları ve bu iki kültürün değerler skalasından haberleri bile olmamıştır. Bir insanın kendisine duyduğu saygı nedeniyle, başka insanlara saygılı olması gerektiğini hiç düşünmezler  bile. Çünkü bu konuda köklü bir eğitimleri olmadığı gibi yaşamın verdiği doğal bir kültürleri de yoktur. Bu nedenle dünyalarında saygı, sevgi ve dostluğun yeri yoktur. Hep başkasının eksiğini ararlar, çünkü hayatları başkalarına saldırmak üzerine kurgulanmıştır.

        Alevilik insanı evrenin odağına oturtur. insanı tanrının bir yansıması olarak görür ve yüceltir. Sol öğreti de insanı, yarattığı değerler nedeniyle  yüceltir. Her iki anlayışta özünde insan merkezlidir. Bu tür insanların hayatında bu dünya görüşlerinin ne teorik ne de pratik olarak bir yeri ve anlamı  yoktur. Çünkü insan merkezli düşünme, insanı kazanma gibi bir dertleri yoktur. Bunların derdi kırıp dökmek, her iyi şeyi baltalamaya çalışmaktır. İnsanların tanışması, bir araya gelmesi, kaynaşması ve düşünce üretmesi bu tür insanları  mutlu etmez.

                Bu insanlar, bu dünya görüşlerini öğrenip yaşamak, bu değerlere ulaşmayı amaç edinmek yerine,  bunları araç haline getirmenin hesabını yaparlar. Bu nedenle hayatlarında insana dair bu tür değerlerin yeri yoktur. Bu evrensel kültürlenmeden yoksun kaldıkları için yerel olumsuzlukları ve çekişmeleri hep ön plana çıkarıp canlı tutmaya çalışırlar. Bunlar üzerinden hayat bulmaya, kendilerini var etmeye çalışırlar. Bunlar için bu olumsuz yaşanmışlıklar ve çelişkiler vaz geçilmezdir.

        Bu tür insanların doğa, toplum ve insana dair bir perspektifleri hiçbir zaman olmamıştır. Bu nedenle kısır dünyalarında yer bulan yalan yanlış bilgileri abarttıkça abartırlar. Bunun bir nedeni hırçın ve kavgalı kişilikleri olsa da asıl önemli neden bilgisiz olmalarıdır. Anlayışları kıt olduğu için duydukları ya da gördükleri yalan yanlış bilgilerle geçmişte yaşamaya severler!.. 

        Bu tür kişilikler dünyayı dolaşsa da, en gelişmiş metropollerde yaşasa da, bu uygarlık alanlarında evrensel değerlere katılma beceri ve cesaretleri yoktur. Bu uygarlık merkezlerinde bilimin,  felsefenin ve sanatın  evrensel değerlerini öğrenmeye,  paylaşmaya ne güçleri ne de yetenekleri vardır. Onlar hep “Çağşaklıdır.”  Hep “Çağşaklı” kalmayı severler!.. Çünkü bu insanlar yereldir.

          Dünyanın neresinde olursa olsun onların dünyasında, sadece  köyünde gördüğü ya da duyduğu yalan yanlış çekişmeler vardır. Köyünün sosyolojik yapısını da bilmez. Bu bağlamda köyde yaşanan üstün değerleri bile bu ufak tefek çekişmelere feda eder. Hep yerel çekişmeleri sever. Bu nedenlerle bu tip insanların yerel olanı evrenselle senteze ulaştırma gibi bir dertleri ve yetenekleri de yoktur.

         Bunun için dostluğu ve hoşgörüyü bilmez ya da sevmezler. Köyünde yaşanmış değerlerden bihaberdirler. İnsanlarla dostça ve kardeşçe yaşamaktan bunalırlar. Çünkü hayatları köyde yaşanmış geçmiş çekişmeler ve doğmalar üzerine kurgulanmıştır. Hep bu çekişmeleri gündemleştirerek, yaşam bulurlar. Geçmişteki olumsuzluk üzerinden pirim yapmanın çirkinliğini bile göremezler. Dostluğun değerini, barış içinde yaşamanın önemini bilmezler. Gençlere örnek olmak akıllarına bile gelmez. Bilinmeze bürünerek sürekli kin ve düşmanlık yayarlar.

          İngiliz düşünürü F. Bacon’a göre: “İnsan aklının düşmanı doğmalardır.” Bu ön yargılar insanın algılama yeteneğini karartır. Onu, doğayı, toplumu ve insanı kavrayıp, anlamaktan alıkoyar. Doğmalara esir olan insan şüphe etme, eleştirme, akıl yürütme ve düşünce üretme yeteneğini kaybeder.

          Üstelik bu doğmalar yerel bir kültürün  tortularıysa insanı insan olmaktan bile çıkarır!...

                                                                                                             02.07.2006- WELAT

                  

 

         


 

                                              © cagsak.com                                                            cagsak.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kişisel görüşleridir.                                      Yazılara hiçbir  müdahale  edilmemektedir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazarına aittir.