|
|
|
İYİ VE KÖTÜ DEĞERLER ÜZERİNE!..
Başlangıçta siteye her yazmaya başlayan “Emeğe saygılı olalım.” söylemiyle yazmaya başladı. Bu sözü her okuduğumda şöyle bir ürperiyordum. Emeğin yüce bir değer olduğu doğrudur. Lakin emeğe ilişkin soyut bir söylemden çok, emek kavramının içermesi gereken somut içerik çok daha önemli olmalıydı... Emek kavramını somut bir içerikle ele almak için bunu yaşamak ya da işin uzmanı olmak gerekmez mi? Bu somut içeriğe ulaşmak için, bir insanın sınıf bilincine sahip bir “emekçi” olarak bir iş verene “iş gücünü” satması ya da bir aydın, bir uzman olarak emeğin değerini araştırıp öğrenmesi gerekli değil midir? Bu yazıları yazan insanların bu tür sıfat ve duruşları bir yana, yeterli hayat tecrübeleri olduğunu da sanmıyorum. “Emeğe saygılı olalım!” söylemini dillendirenler, görebildiğim kadarıyla bu tür sıfatları bulunmayan, genel de, genç insanlardır. Başından beri bu insanlar, “emeğe saygılı olalım” söylemini sosyo-ekonomik bir değer olarak değil, ahlaki bir değer olarak kullandı. Emeğe saygı ahlaki bir değer olunca da kaçınılmaz olarak rölatif (göreli) bir değer, zamana ve mekana göre değişebilen bir değer, olarak somutlaştı. Bu nedenle de emek kavramı bilimsel bir alandan sübjektif olan değerler alanına taşınmış oldu. Bu ahlaki söyleme vurgu yapanlar de bunu hak edenler için değil, daha çok “eş-dost” çevresini “kayırmak” adına bu yola başvurdular. Emeğe saygı vurgusunu yapanlar ya tanıdıklarını pohpohlamak ya da sahip oldukları “ezberin” bir sonucu olarak bu söylemi tekrarlayıp durdular… Her nedense bu insanların hiç biri sitenin maddi ve manevi külfetini taşıyan insanı görmedi ya da görmek istemedi… Süreç içinde “emeğe saygıyı” bırakalım bir ahlaki değer olarak kullanmayı, hiçbir değerle bağdaşmayan eğilim ve değersizliklere de tanık olduk. Lümpenlerin (ayak takımının) dünyasında bile rastlanamayacak tavırlara rastladık. Kimi sitede açıktan açığa sövmeye başladı. Kimi kişilere hakaret etmeye başladı. Kimi de acayip ve anlamsız mesajlar yollamaya başladı. Bütün bunlar isimsiz ve kim olduğu bilinmeyen kimselerce yapıldı. İlginç bir “kahramanlık” örneği sergilendi! Bu “kahramanlar” isimsiz bir hakaretin aklı başında insanlarca ciddiye alınmayacağını hiç düşünmedi. “Kem söz sahibine aittir” deyiminde ön görüldüğü gibi bu sözlerin dönüp dolaşıp kendilerini yaralayacağını, eğer hala vicdanları varsa, günün birinde vicdanlarının sızlayacağını bile dikkate almadılar. Her şeye rağmen bu saldırgan kişilik yapısını insani bir kategoriye oturtmanın güçlüğü ortadadır. Bir insan bir internet sitesine giren insanlara hem de kimliğini saklayarak, niçin hakaret ve küfür eder? Niçin anlamsız ve anlaşılmaz ifadelerle siteyi sabote etmeye çalışır? Site yönetiminin iyi niyetle herkesi yazmaya çağırmasına rağmen bu olumsuz tavırları anlamlı bulmak mümkün müdür? Bu “düşmanlık” ve saldırganlığa bir anlam verebilen var mı? İsimsiz bu tür bir davranış “intikam alma” olamayacağına göre, problemin esasını bu insanların anti sosyal kişiliklerinde aramak doğru olmaz mı? Saldırganlığın hayvanlar dünyasına has olduğunu, sosyal bir varlık olan insanda saldırganlık güdüsünün yerini sosyal değerlerin aldığını, her insanın bilmesi gereken bir hakikat olması gerekmez mi? Her şeyden önce insan düşünen bir varlıktır. Onun yanlış düşünce ve davranışlara karşı eleştiri gibi bir “silahı” vardır. Eleştirmeyi bilmeyen bir insan eksik insan değil midir? Buna karşılık, sosyalleşmiş bir insanın dünyasında bu tür bir saldırganlığa yer yoktur. Bu insan vicdan sahibidir. İnsanlara hoş görülü yaklaşır. Affetmeyi bilir. Dostluğa önem verir. İnsanları kazanmaya ve birleştirmeye çalışır. Birlik ve bütünlüklü duruşun değerini ve önemini fark eder. Bu tür bir insan dar çevresine hapis olmaz. Yüreğinde herkes için yer açar. Haksızlık yapmaz. Haksızlık karşısında evrensel düşünür. Kimden gelirse gelsin haksızlığa karşı durmayı bilir. Bu konuda dünyasında çifte standarda yer yoktur. Olaylara aile, aşiret ya da köy bazında bakmaz. Problemleri değerlendirirken evrensel değer ve ölçülere göre hareket eder. Herkese hakkını teslim etmede adil davranır. Aydınlanmış insan iyi şeylere sahip çıkmasını bilir. Bunları koruma ve geliştirmede ölçüsüzdür. Bu bağlamda kendi toplumu için yararlı, onun birliğini geliştirip güçlendiren değerleri sahiplenir. Bu konuda göstereceği fedakarlıklarla herkese örnek olmayı bilir. Bu doğrultuda yaptığı hatalar nedeniyle özür dilemenin ve öz eleştiri yapmanın en temel erdem olduğuna inanır. Eğitilmiş insan vicdanlıdır. Vicdanın, etik değerlere ilişkin bir bilinç olayı olduğunu bilir. Bu değerlere bağlı olarak gelişmiş bilincini hayatın her alanında yaşama geçirir, buna uygun davranır. Bu tür davranışın adı “iyi” davranıştır. Bu temelde “İyi dururken, kötülükten ne çıkar?” söylemini dile getirenlere hak verir. Bu üstün değerlere inanmayabilirsiniz; ancak şuna inanın ki gerçekler karanlıkta kalmaz! İsimsiz yazmanıza hiç güvenmeyin! Bunları çok küçük bir çevrede yazıyorsunuz. Yaşadığınız çevre, özelliği nedeniyle, uçan sinekten bile haberdar olur. En ilgisiz insanlar bile kim olduğunuzu tahmin etmekte hiçbir güçlük yaşamaz… Bu işin sonun da utanmak da var!.. İyi davranış seçelim, kötü davranıştan uzak duralım; insanlarımızın birliği ve bütünlüğü için çalışalım…Ne dersiniz?.. 09.07.2006 WELAT |
|